Efza: “Bi’ hikayem var ve bunu şarkılarımla anlatıyorum”

Efza, 1994 doğumlu, benimle yaşıt, pek genç bir müzisyen. Konservatuar çıkışlı, şimdilerde müzik prodüksiyonu okuyor. Lo-fi pop ile caz arasında salınan bir tarzı var. Şarkılarının kayıtlarını da miksini de kendisi, evde yapıyor. Şarkı yazarlığı da var; yani yalnızca bir yorumcu değil, üretiyor da.

Geçenlerde üç şarkılık bir EP yayınladı, ben de ilk defa o EP vesilesiyle dinledim Efza’yı. Dijital platformlardaki sayfasında hem o üç şarkı hem de daha önce yaptığı şarkılar mevcut. 3 Temmuz’da o şarkıların arasına bir yenisi daha eklenecek: “Şairin Kelimeleri”.

Bu şarkıyı ve umarım ardından gelecekleri merakla bekleyeduralım, kendisiyle müziğini konuştuğumuz kısa ama keyifli bir söyleşi yaptık. Buyurun, keyifli okumalar!

Efza

“‘Şairin Kelimeleri’nde neden yazdığımdan ve ne yazmak istediğimden bahsediyorum”

Öncelikle, bize biraz kendinden bahsedebilir misin? Müziğe nasıl atıldın? Sadece şarkı mı söylüyorsun yoksa enstrüman da çalıyor musun? Nasıl bir müzikal arkaplana sahipsin?

Küçükken evde elimde tarak konserler veriyordum, klasik… (Gülüyor) İlk okulda bir gitarım vardı ama çok üzerine düşmedim, enstrümancı disiplinim hiçbir zaman olmadı. Kendime yetecek kadar gitar ve piyano çalıyorum. Ben şiir yazmaya çok meraklıydım aslında, sesimi kullandığımı farkettiğim yaşta da bu ikisini birleştirebileceğimi düşündüm. Baktım oluyor gibi, konservatuar okumaya karar verdim. Opera Anasanat Dalı mezunuyum. Yaptığım şeyin psikolojisini daha iyi anlayabilmek için minimal bi’ Sanat Terapisi eğitimi aldım. Şu anda da Müzik Prodüksiyon Bölümü’nün son senesindeyim.

Hemen her sanatçının çocukluğunda, gençliğinde bir idolü olmuştur. Senin “Onun gibi olmak istiyorum!” dediğin biri var mıydı? 

Hayranı olduğum çok fazla müzisyen var tabii. Ama ben hep idol psikolojisini reddedip özgün olmak istedim.

Yaptığın müziği hiç dinlememiş birine birkaç cümleyle nasıl tarif edersin? 

Benim bi’ hikayem var ve bunu yaptığım şarkılarla anlatıyorum.

Kayıtlarını evde yapıyorsun bildiğim kadarıyla. Bundan rahatsız mısın, yani bir stüdyo ortamında yapmayı tercih mi ederdin yoksa önemsemiyor musun? Daha basitçe sorarsam, kayıt teknolojilerinin müzikte ne kadar önemli olduğunu düşünüyorsun? 

Evet, şarkılarımı evde kaydediyorum. Bu bana daha samimi geliyor. Bundan rahatsız değilim. Stüdyoda kaydetmek yerine eve daha da iyi ekipmanlar almayı düşünüyorum. Kayıt teknolojileri neyi ne şekilde kaydetmek istediğine ve kafanda yarattığın sound’a bağlı olarak çok önemli bence.

Salgın dönemini üretken geçirdin ve üç şarkılık bir EP yayınladın. Şarkıların yazım ve kayıt sürecinden bahseder misin bize biraz? Bir de, salgın zamanında mı yaptın yoksa sadece yayınlanmaları mı bu döneme denk geldi? 

EP’den ‘’Ruh’’ hariç şarkıların sözü ve müziği 16 ila 19 yaşlarımdan kalma. Şimdi akorlarını çıkarıp bilgisayar başına geçiyorum. Her şey kendiliğinden gelişiyor bu süreçte. EP’nin miksine başladım, salgın dönemi geldi… 

3 Temmuz’da yeni bir şarkı daha yayınlıyorsun: ‘Şairin Kelimeleri’. Bize bu çalışmanı tarif eder misin? İsmi ilgimi çekti, kişisel bir deneyimi anlatıyorsun herhalde? 

Kendimi anlatıyorum aslında. Parça sakin ve biraz daha akustik başlayıp sonuna doğru agresyon alıyor, ritimler değişiyor, synth’ler geliyor, elektronik tadı vermeye başlıyor. Bu geçmişimi, şu anımı, geleceğimi anlatıyor…  Neden yazdığımdan, aslında ne yazmak istediğimden bahsediyorum.

Şimdiye dek yayınladığın tüm şarkıları kendin yazmışsın. Başkalarının şarkılarını yorumlayıp isim yapmak pek yaygınlaştı bu aralar. Cover parçalar üretmeyi de düşünüyor musun? 

Dijital platformlarda paylaşmam ama sahne ve YouTube kanalı için “Keşke bu parçayı ben yapsaydım,” dediğim her şeyi yorumlamak istiyorum.

Şarkı yazarlığını önemsiyorsun. Etkilendiğin şairler, ozanlar kimler? 

Evet, fazlasıyla önemsiyorum… küçük İskender!

Genç bir müzisyen olarak müziğini üretmekte ya da duyurmakta ne gibi zorluklar yaşıyorsun? 

Üretim konusunda zorluk yaşamıyorum ama söz – müzik, düzenleme, kayıt ve miksi kendim yaptığım için parçayı haliyle sürekli dinliyorum ve parçaya karşı objektifliğimi kaybediyorum. Yayınlanana kadar da sürekli “Oldu mu acaba?” dedirtiyor bu durum… 

Duyurma konusuna gelirsek… Bağımsız, PR yapmayan biri olarak her şeyin bir anda olmasını beklemek saçma. Ben şu an organik olarak neler olabileceğini görmek istiyorum ve bu çok tatlı. 

Son olarak, şimdi elinin altında Alaaddin’in sihirli lambası olsa ve cin çıkıp, “Ölü ya da diri, birlikte albüm kaydetmek üzere seç dilediğin müzisyeni,” dese kimi seçerdin ve ortaya nasıl bir albüm çıkardı? 

Amy Winehouse ile albüm yapıp Marcus Miller’a bas çaldırıp İbrahim Maalouf’a trompet çaldırırdım. Düzenlemeyi de Quincy Jones’la yapmışız hatta, nasıl olduğunun önemi yok! (Gülüyor)