Elektro Sazın Tellerinden Yükselen Saykodelik Sesler: ‘Uzelli Elektro Saz (1976-1984)’

Murat Ertel ve Esma Ertel küratörlüğünde hazırlanan ‘Uzelli Elektro Saz (1976-1984)’, evde vakit geçirdiğimiz bugünler için ilaç gibi bir albüm

Ne aramak istediğini bilenler için Türkiye’nin müzik tarihi, henüz sadece bir kısmı açılmış hazineden farksız. Batı müziğinin memleket topraklarına gelmesinden sonrasına baktığımızda neredeyse her dönem bizi şaşırtacak, ucu bucağı olmayan kayıtlara rastlıyoruz. Bu dönemlerden en sevdiğim aralığın 60-80 arası saykodelik yıllar olduğunu hep söyler, bu döneme ait yeni kayıtlara denk geldiğimde çocuklar gibi şen olurum. İşte tam da bu döneme eğilen bir derleme albüm geçtiğimiz hafta bizlere merhaba dedi. Albümden hazırlanma aşamasında da haberdardım ancak böylesine baş döndüren bir derlemeyle karşılaşacağımı gerçekten bilmiyordum. 

BaBa ZuLa’dan bildiğimiz, sevdiğimiz Murat Ertel ile Esma Ertel’in Uzelli Müzik arşivlerinin içinde kaybolarak derledikleri Uzelli Elektro Saz (1976-1984) 13 şarkıdan oluşuyor. 13 şarkıdan oluştuğuna bakmayın; albüm, dinlerken hiç bitmeyecek gibi hissettiren büyülü bir atmosfere sahip. 2017 yılında yine Uzelli Müzik etiketiyle plak olarak dinleyicilerin beğenisine sunulan Uzelli Psychedelic Anadolu’nun ardından çıkan bu harika çalışma, saykodelik müzik sevenler için biçilmiş kaftan. İcat edildiği ilk zamanlarda hor görülen, ötekileştirilen elektro sazla yapılmış ilk çalışmalardan örneklerin de yer aldığı albüm iki senelik bir hazırlık döneminin ardından Murat & Esma Ertel’in küratörlüğünde oluşmuş. Göçlerle yüzleşen, köyünden çıkıp kent yollarına düşen müzisyenlerin akustik sazlarını elektroya çevirerek sanatlarını icra ettikleri bir dönemin izlerinin bugüne, bu şekilde yansıması beni öylesine heyecanlandırdı ki bu yazıyı yazmak için günlerdir sabırsızlanıyordum. Girişi biraz uzun tuttum. Hazırsanız, yavaştan başlıyoruz!

Albümün küratörlüğü Murat Ertel ve Esma Ertel yapıyor

Albüm incelemesine geçmeden önce bilmeyenler için Uzelli’nin müzik tarihimizdeki önemini de bir iki cümleyle anlatmak isterim: Daha önceki yazılarımdan “Gastarbeiter’ların Sesi / Cem Karaca – Die Kanaken”de Almanya’ya çalışmaya giden Türklerin orada yaşadıklarını bir şekilde dışa vurduğundan bahsetmiştim. Âşıkların türkülerinde, toplumcu şarkıcıların isyanında, rock’çıların öfkesinde ve 90’lardan itibaren gurbetçi ailelerin rap müziğe gönül vermiş çocuklarında… İşte, Uzelli Müzik’i bu süreç içerisinde kilit bir noktaya koyabiliriz. Zira Almanya’daki Türk işçilerin ihtiyaçlarına yönelik ürünler çıkarmayı amaçlayan bu firma 1974 yılında Muammer ve Yavuz Uzelli tarafından Frankfurt’ta kuruldu. Dinleyicilere en güncel müziği sunmayı temel misyonu olarak belirleyen firma, binlerce kaset kaydına imza attı. Özellikle Almanya’da yaşayan ‘gastarbeiter’ Türklerin günlük hayatlarına dokunan müzikleri onlarla buluşturan firma, Türkiye’deki popüler müziğin de merkezinde yer aldı. 1977 yılında Türkiye’nin ilk entegre kaset fabrikasını kurarak Türkiye’de müziğin gelişiminde büyük rol oynadı. Arşivinde sayısız halk müziği, arabesk, taverna ve TSM sanatçısı ve eseri barındıran Uzelli firması şu sıralar YouTube kanalı üzerinden arşivinin bir kısmını da paylaşıyor.

Yazıma konu olan Uzelli Elektro Saz (1976-1984), yukarıda da belirttiğim gibi 13 şarkıdan oluşuyor. Plak formatında yayınlanan derleme çalışma, analog kaydı ve şahane kapağıyla beni ilk andan beri içine çeken bir albüm oldu. Çıktığı günden beri büyük bir heyecanla dinlediğim Uzelli Elektro Saz’ı dilim döndüğünce anlatmaya başlıyorum.

A yüzü, “Mercanlar” ile kapanıyor. Müziğini duyduğunuz anda “Ben bu şarkıyı bir yerden biliyorum!” dediğiniz şarkılar ve türküler vardır ya, işte “Mercanlar” onlardan biri.

Albüm, Akbaba İkilisi’nin “Darıldım Darıldım” türküsüyle başlıyor. Arif Sağ’ın da eşlik ettiği çalışma benim albümdeki ilk favorim. Özellikle şarkının outro’sundaki bağlama solosu beni benden alıyor. Küçük yaşlarda Almanya’ya göç eden Hamza ve Müslüm Akbaba tarafından kurulan Akbaba İkilisi, dönemin müzik anlayışını elektro bağlama ile harmanlayan ve saykodelik işler yapan bir grup. Almanya’daki düğünlerde sahne alan ikili, klasik ve moderni harmanlamış, gurbetteki Türklerin de sesi olmuş. Sırada hepimizin neredeyse çocukluğumuzdan beri aşina olduğumuz bir ‘düğün’ müziği var. Kına Gecesi Ensemble tarafından icra edilen, pek overdrive efektli kirli tonlarla dinlediğimiz “Misket” bize enstrümantal bir keyifli iki dk yaşatıyor. “Misket”in ardından 1983 yılında Uzelli Kaset’ten çıkmış bir Neşet Ertaş cover’ı odayı kaplamaya başlıyor: “Gönül Dağı”. Mehtap Tuna’nın seslendirdiği parça ağır aksak bir intro’yla başlıyor ve orijinaline kıyasla oldukça kısa sürüyor. Ayrıca Mehtap Tuna’nın albümde iki ayrı şarkısının olduğunu da buraya küçük bir not olarak düşeyim. Enstrümantal eserler tüm hızıyla devam ediyor ve dördüncü şarkıda, ünlü bir bağlama virtüözünün dokunuşlarını duyuyoruz. Zeki Adsız, namıdiğer Sarı Zeki’nin leslie efektinin hakkını vererek çaldığı “Topal” adlı eser anonim türkülerimizden. Ağır ritmi ve zengin melodisiyle albümün en keyifli eserlerinden biri bana göre. Bu arada, Mehtap Tuna gibi Sarı Zeki’nin de albümde iki çalışması yer alıyor. 1976 yılında Uzelli bünyesinden çıkan “Karanfilli Yar” adlı çalışma ise Handan Yazgan tarafından seslendiriliyor. Ancak şarkı o kadar kısa ki (1 dakika 40 saniye) daha başladı diyemeden bitiyor ve Mehmet Karakoç’un 1979 tarihli “Yine Gönlüm Sende” parçası geliyor. Zor şartlar yüzünden ayrı düşen âşıkların acı hikayesini anlatan, hayatın acımasız yönünü suratımıza çarpan şarkı vakt-i zamanında Mehmet Karakoç’un Ömür Bahçesi (1979) albümünde de yer almış. “Yine Gönlüm Sende” ile albümün yarısına neredeyse gelmiş oluyoruz. A yüzü, “Mercanlar” ile kapanıyor. Müziğini duyduğunuz anda “Ben bu şarkıyı bir yerden biliyorum!” dediğiniz şarkılar ve türküler vardır ya, işte “Mercanlar” onlardan biri. Sultan Sümbül tarafından seslendirilen parça, diğer çalışmalara göre daha hareketli. Bu keyifli çalışma bilhassa elektro bağlama solosuyla kulaklarımızın pasını siliyor. Böylece acayip eğlenerek, benim için albümün en deneysel çalışmasına geçiyorum. 

‘Uzelli Elektro’ Saz bitmeye yaklaşırken, hepimizin İbrahim Tatlıses yorumuyla çok iyi bildiği Aşık Mahzuni Şerif türküsü “Dom Dom Kurşunu”, Sarı Zeki’nin harika dokunuşlarıyla kulaklarımıza çalınıyor.

B yüzünün ilk parçası. Phaser efektli intro’suyla beraber gözlerimin fal taşı gibi açılmasına sebep olan bir çalışma: “Yaz Dostum”. Evet, tahmininizde haklısınız… Gülcan Opel, Barış Manço’nun 1979’da çıkan en önemli hitlerinden “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa”yı bu isimle yeniden seslendirerek halk müziğine çevirmiş. Bu zamana kadar “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa”yı o kadar farklı şekillerde dinlememe rağmen, böylesini ilk defa duyuyorum. Bu heyecanla, albümün başlarında “Gönül Dağı”nı söyleyen Mehtap Tuna’nın bir diğer eserine geçiyorum. Neşet Ertaş’ın ölümsüz eserlerinden “Nar Tanesi”, Mehtap Tuna tarafından coverlanmış. Bol ekolu sesiyle dönemin halk müziğini kulaklarımıza taşıyan “Nar Tanesi”, albümdeki bir diğer favorim. Uzelli Elektro Saz bitmeye yaklaşırken, hepimizin İbrahim Tatlıses yorumuyla çok iyi bildiği Aşık Mahzuni Şerif türküsü “Dom Dom Kurşunu”, Sarı Zeki’nin harika dokunuşlarıyla kulaklarımıza çalınıyor. Sarı Zeki, türküyü sanki büyülü bir melodiye dönüştürmüş. Bu yazıyı yazarken bir yandan albüm de arkada çalmaya devam ettiğinden, refleksif olarak omuzlarımı oynatıyorum. “Dom Dom Kurşunu” yavaş yavaş sona eriyor ve ardından bir kez daha Handan Yazgan’ın sesini duyuyoruz. Anonim bir eser olan “Mavilim Hangi Ellidir”, nedendir bilinmez pek ısınamadığım bir çalışma oluyor. Bu parçadan sonra yine Kına Gecesi Ensemble’dan bir parça, ağır ağır yürüyüşüyle “Sarı Yıldız” geliyor ve bizi albümün son parçasına hazırlıyor: Âşık Emrah’ın “Yirminci Asrın Bozuk Düzeni” taşlaması. Gerçek ismi Hamza Başyurt olan Âşık Emrah, Cem Karaca, İbrahim Tatlıses, Sabahat Akkiraz gibi isimlerle de çalışmış ve âşıklık geleneğini ileriye taşımak için çok özel çalışmalarda bulunmuş. Yenilikçi enstrümantasyon anlayışı, halk müziğine yeni bir soluk getirmiş. Âşık Emrah’ın funky başlayan bu meşhur taşlaması, biraz sonra saykodelik bir bağlama melodisine bırakıyor kendini. Böylece albüm ne kadar coşkulu başladıysa öyle bitiyor. 

Uzelli Elektro Saz (1976-1984), evde vakit geçirdiğimiz bugünler için ilaç gibi bir albüm. Daha önce duymadığım, duyup da pek üzerine eğilmediğim şarkıları bu vesileyle daha dikkatli dinlemek benim için çok heyecan vericiydi. Bu harika derlemeyi bize kazandırdığı için önce Uzelli Müzik’e, sonrasında pek sevgili Esma & Murat Ertel’e sonsuz teşekkürlerimi sunuyor, bir sonraki yazıya kadar kendinize iyi bakın diyorum. Bunu laf olsun diye söylemiyorum. Kendinize gerçekten iyi bakın, içinden geçtiğimiz zorlu günleri atlattığımızda buluşacağımız nice müzikli anlar olacak. Yeni yazılarda görüşmek üzere!